DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Suriye’deki gelişmeleri değerlendirdiği yazısında, “Sayın Bahçeli 2024’te ‘Kürtleri sevmeyen bir Türk varsa, Türk değildir; Türkleri sevmeyen bir Kürt varsa, Kürt değildir. Türklerle Kürtlerin ortak düşman ve ortak tehlike karşısında bulunmalıdır. Türklerin ve Kürtlerin birbirini sevmesi, her iki taraf için hem dinî hem de siyasi bir farzdır’ sözlerini sarf etti. Peki Suriye’de tehlikede olan Kürt değil mi? Soğuktan donan çocuklar kim? Elektriği kesilen, kenti kuşatılan kim? IŞİD ve türevi çetelerin saldırdığı kim? Kardeşlik ‘farz’ ise, Kobani bunun imtihanıdır. Şimdi soruyorum: Tehlikede olan Kürtlere, sıkılı yumruklarınızı açıp kardeşlik elinizi uzatacak mısınız? Türkiye, Suriye’de HTŞ’nin değil, Suriye halklarının müttefiki olmalı. Her halka, her inanca aynı gözle bakmalı. Kürtlere düşmanlık, HTŞ’ye ve selefilere ayrıcalık kabul edilemez. Türkiye artık bu Rojava fobisinden kurtulmalı! Suriye’deki gerilim ve çatışmalarda taraf değil, yapıcı bir güç olmalı. Çözüme katkı sunmalı” diye yazdı.
Bakırhan, Medyascope için kaleme aldığı, “Kürtlerin yaşadığı duygu kırılmasını görmeyenlere sesleniyorum: Kırılma derinlerde ve giderek büyüyor” başlıklı yazısında, “Kürtlerin, partimizin ve demokratik kamuoyunun isteği son derece açık: Suriye’de savaş değil barış; çatışma değil çözüm istiyoruz. Kürtler demokratik haklarına kavuşmalı, Suriye’nin eşit yurttaşları olmalıdır. Anadilde eğitim, yerinden yönetim hakkı, statüsü, kültürel hakları tartışma konusu olmamalıdır. Kürdün hayatı ve hakları bir kararname kâğıdı değil, anayasal güvence konusudur. Ve sadece Kürtler değil: Aleviler, Dürziler, Türkmenler, Süryaniler… Hepsine yönelik katliam tehditleri ortadan kalkmalıdır. Suriye’nin geleceği, tüm halkların ve inançların eşit siyasal katılımına dayalı bir yönetim modeliyle kurulmalıdır. Bu taleplerin 21. yüzyılda hâlâ ifade ediliyor olmasının bir utanç olduğunu ama bu utancın halklara ait olmadığını da not düşmek isterim” ifadelerini kullandı.