CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin İstanbul Kongre Merkezi’nde düzenlediği Toplumsal Barış ve Demokrasi Konferansı’na katıldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun çalışmaları ile Kürt meselesinin farklı başlıklarda ele alınacağı konferansın açılış konuşmasını yapan Özel, şöyle konuştu:
Bu konferansı ‘Ortak gelecek buluşmaları’ adı altında tasarladığımız buluşmalar serisinin bir başlangıcı olarak görüyoruz. Çünkü ülkemizin, bölgemizin ve dünyanın yaşadığı çoklu krizleri, geçmişimizin ve geleceğimizin ortak olduğu bilinciyle aşabileceğimize inanıyoruz. Evet ülkemizde, bölgemizde, dünyada çoklu krizler yaşıyoruz. Bu salon ise çoklu kimlikleri, siyasi aidiyetleri, hayat görüşlerini, yaşam tarzlarını birleştiriyor. Bizim de beklentimiz ve amacımız tam olarak budur. Çoklu krizleri, çoklu kimliklerimizle yan yana durarak aşabilmeyi başarmak. Türkiye için özgür, adil, huzurlu bir gelecek hayalinde ortaklaşmaktır.
Cumhuriyetimizin 102’nci yılını geride bıraktık. Bu sürede CHP de Türkiye’nin demokrasi yolculuğunda pek çok sınavdan geçti. Bugün de karşınızda tüm bu sınamaların tecrübesiyle ve son seçimlerde birinci parti olmanın sorumluluğuyla bulunuyoruz. Cumhuriyeti kurmak kadar onu payidar kılmak da bize kurucumuz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten kalan bir ödev ve sorumluluktur. Cumhuriyeti yani halkın yönetimini, demokrasiyi, yani yurttaşın iradesini hiçbir koşulda geriye atmamak, ezmemek ve ezdirmemek. Cumhuriyeti payidar kılmak işte budur. Biz bu mirası ortak geleceğimizi inşa etme sorumluluğuyla sahipleniyoruz. Ülkenin her meselesinde olduğu gibi Kürt meselesinin çözümünde de tarihin doğru yerinde durduk, duruyoruz, bundan sonra da duracağız. Çünkü bu mesele hepimizin ortak meselesidir. Bu mesele kuşaklar boyunca taşınan, ağır toplumsal bir yüktür. Bugün milletimiz artık bu yükten kurtulmak ve ferahlamak stiyor. Milletimiz terörün bitmesini, barışın inşasını ve demokrasinin ayağa kalkmasını istiyor.
“Terörün bitmesi silahların susması ve bu meselenin demokratik zeminde çözülmesine dair irademiz tamdır”
Terör nedir? Terör korkusu almaktır. Gündelik hayatı siyahların gölgesinde yaşamak zorunda kalmaktır. Olağanüstü haldir. Korkmadan bir ilçeden diğerine gidememektir. Terör evlatlarımızın büyüdüğünü görmeden, gelinlik, damatlık giydiremeden kara toprağa vermektir. Terör yoksulluktur, dünyadan geri kalmışlıktır. İşte biz bu ülkenin geleceği kararmasın diye analar Kürt olsun, Türk olsun ağlamasın diye, tarihsel bir tutarlılık içinde her dönemde barışı savunduk, savunmaya hep birlikte devam etmeliyiz. Bu meselenin Meclis çatısı altında, toplumdan bir şey saklamadan, samimiyet, şeffaflık ve cesaretle çözülmesini istedik. Ve sonunda bu önerimize uygun olarak Meclis’te bir komisyon kurularak başlayan sürece destek verdik, veriyoruz. Yapılan hataları, eksik bırakılan konuları açıkça milletimizle muhataplarımızla paylaştık, paylaşmaya devam ediyoruz. Bu bizim için bir siyasi çıkar konusu asla olmadı. Biz bunu bu milletin evlatlarının beka meselesi olarak gördük, görüyoruz. Meseleyi bir siyasi ikbal olarak gören anlayışı da üzülerek takip ediyoruz. CHP’ye rol biçmeye, yön çizmeye çalışanları dikkatle takip ediyoruz. Herkes hatırlamalıdır ki CHP bugün Türkiye’nin birinci partisidir. Kendine ait siyaseti olmayanlar başkalarının planlarında figüran olurlar. Bizim Türkiye’nin meselelerine ve ihtiyaç duyduğu çözümlere dair kendi müstakil siyasetimiz vardır. Terörün bitmesi silahların susması ve bu meselenin demokratik zeminde çözülmesine dair irademiz tamdır.
Hepimizin içinde yaşayacağı sağlam bir evi inşa etmekten bahsediyoruz”
Bugünlerde sıklıkla duyuyoruz. ‘Dünyanın çivisi çıktı’ diyorlar. İki dünya savaşı görmüş, vekalet savaşları, bölgesel çatışmalar, soğuk savaşlar geçirmiş, mevcut sistem yeniden dengelerin bozulması tehdidiyle karşı karşıya. Demokrasiler zayıflıyor, güvencesizlik artıyor, eşitsizlikler derinleşiyor, sermaye birikim sistemi değişiyor. Şirketler sermayeyi de savaşları da yönetiyor. Barış, maalesef süper güçlerin küresel sermaye ile el ele pazarladığı bir renkli masal haline dönüştürülmeye çalışılıyor. Örneğin, Gazze’de olan budur. Soykırımı yapanlar 71 bin insanı öldürenler şimdi bir demokrasi havarisi gibi barış adı altında fiili işgale başlıyorlar. Böylesi bir atmosferde Türkiye’nin bekası, içeride birlik ve beraberliği büyüten, dışarıda ise aklı ve soğuk kanlılığı esas alan bir siyaset çizgisine bağlıdır. Toplumu ayrıştıran değil birleştiren, gerilimi körükleyen değil, denge kuran bir iç siyaset artık bir zorunluluktur. Bu krizlerden çıkışın yol haritası aslında meydan meydan yükselttiğimiz bir sloganda vücut buluyor: Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz. Ülkenin ve dünyanın içinde bulunduğu krizi de çıkış yolunu da tarif eden anlayışın kelimelere dökülmüş hali budur. Türkiye’yi iç barışını ve huzurunu sağlamak zorundadır. Bu hedefe toplumu ayrıştıran, düşmanlaştıran, kutuplaştıran politikalarla ulaşmak mümkün değildir. Ortoriterleşmiş, çıkar odaklı bir eksene kaymış, rayından çıkmış, bozulmuş bir siyasi kültürün ürettiği tahribatı gerçek bir demokratik siyasetle onarma iradesini herkes taşımalıdır. Toplumsal sorunlara üzerinde yükselmek için yeni bir basamak olarak bakan siyaset anlayışı artık sonuna gelmiştir. Milletimiz her düşüşte yeni düşmanlar yaratarak ayakta kalmaya çalışan siyasi bakışı artık topyekun reddetmektedir. Zemini çürük bir binada kolonların yükselmesini beklemek, bir yeri onarmaya çalışırken diğer tarafın yıkıldığını görmezden gelmek doğru değildir. Hepimizin içinde yaşayacağı sağlam bir evi inşa etmekten bahsediyoruz. Bu nedenle toplumsal barış, demokratikleşme ve hukukun üstünlüğü birbirinin ayrılmaz parçalarıdır. Biri olmadan diğeri hiçbir zaman tam olmayacaktır. Bu yüzden biz bu sürece terörsiz ve demokratik Türkiye süreci dedik ve bunun için gayret göstermeye devam ediyoruz.
“Sürece yapılan büyük sabotaj 19 Mart darbesidir”
Aynı sorumluluk anlayışıyla söylüyorum ki Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı sürece ilişkin ikircikli tutumundan rakiplerine karşı başlattığı yargı savaşından ve sivil siyasete yönelik vesayet anlayışından vazgeçmelidir. İktidar olmayı önce yurttaşın kalbine korku ve endişe salıp sonra da o korku ve endişeyi yönetmek olarak gören bir anlayışla sorunların çözülmeyeceği açıktır. Bunu herkes görmelidir. Örneğin, bir olağanüstü hal uygulaması olan kayyumluk sistemi sistematik olarak barış imkanını sabote etmektedir. Hala süren ‘Kent Uzlaşısı’ davaları umutlara gölge düşürmektedir. Siyasi tutukluluklar devam etmekte. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi kararları yerel mahkemeler tarafından yok sayılmaktadır. İşte milletimiz barış isterken bu sürecin başarıya ulaşacağına olan güvenin düşük kalmasının da yegane sebebi budur. Sürece yapılan büyük sabotaj işte 19 Mart darbesidir. Milletimiz ‘Seçtiğim belediye başkanı tutuklanıyorsa, irademe kayyumu atanıyorsa ben neye güveneceğim’ diye sormaktadır. Bu da en doğal hakkıdır. 30 yıl önce alınmış diplomaların bile iptal edildiği bir kriz ortamı milletimizi ağır bir güvensizlik duygusuna sokmuştur. Bu çoklu krizleri aşmanın çaresi topyekun mücadeledir. Tüm demokratlar, barış, demokrasi ve refah talebinde birleşmeli, birleşe birleşe kazanabileceğimizi bütün dünyaya göstermelidir. Bu düzenden tek başına kurtulmak mümkün değildir. Çare birleşe birleşe kazanmaktadır.
“Türkiye’de 13 belediyede kayyum vardır”
Yaşadığımız durumun vahametini bir örnekle anlatmak isterim. Bugün belediye başkanlarımız ve belediye meclis üyelerimiz Kent Uzlaşısı dosyaları kapsamında yargılanmaktadırlar. İstanbul’da iki belediyemize bu soruşturmalardan dolayı kayyum atanmıştır. Toplamda Dem Parti’nin 10 belediyesinde ve toplamda Türkiye’de 13 belediyede kayyum vardır. Ve bu soruşturmalarda Kürtlerin belediye meclislerine girmesi suç olarak tarif edilmektedir. Kent uzlaşısı denilen olgu bir seçim iş birliğidir. Türkiye ittifakı kapsamında, beldelerde, ilçelerde, illerde, demokratların yaptığı iş birliğinden ibarettir. Suç sayılan budur. Esenyurt’un seçilmiş belediye başkanı olan belediyesi bir kayyum tarafından yönetilen Ahmet Özer daha geçtiğimiz hafta ‘PKK terör örgütü üyesi’ denilerek altı yıl üç ay hapis cezasına çarptırılmıştır. Mehmet Ali Çalışkan, Ebru Özdemir ve ev hapsindeki Mahir Polat sadece bu suçlamadan 10 aydır tutuklu bulunmaktadırlar. Şişli’nin seçilmiş belediye başkanı olan Resul Emrah Şahan bu soruşturmadan da tutukludur ve yerine kayyum atanmıştır. Ekrem İmamoğlu bu soruşturmadan da yargılanmaktadır.
“Kürtlerin belediye meclislerinde temsil edilmesini terör suçu sayan bir anlayışla karşı karşıyayız”
Kürtlerin belediye meclislerinde temsil edilmesini terör suçu sayan bir anlayışla karşı karşıya olduğumuzu bir kez daha hatırlatmak isterim. Bu soruşturmalar Türkiye’nin barışına karşı açıklı bir darbedir, açık bir tutum almaktır. Ve MHP’nin Sayın Genel Başkanı Devlet Bahçeli dahil bu soruşturmalara açık tepki gösterirken bu inatlaşmayı herkes iyi okumalıdır. CHP 19 Mart darbesine tarihe utanç olarak geçecek ‘Kent Uzlaşısı’ soruşturmalarına rağmen barışın yanındadır. Çünkü biliyoruz ki ya birlikte güçleneceğiz ya da hukukun olmadığı bir zeminde, iktidarın takdir ettiği siyasi vasatta yaşamayı kabulleneceğiz. Bu amaçla Meclis’teki komisyondayız. Tüm baskılara, tüm provokasyonlara rağmen orada kaldık kalmaya devam edeceğiz. Ve çalışmaları nihayete hep birlikte erdireceğiz. Beklentimiz komisyonun çalışmalarını bir an önce tamamlamasıdır. Komisyona zaman kaybettirmek, Türkiye’nin demokratikleşmesine ve barışına zaman kaybettirmektir. Biz komisyondaki varlığımızla da sahadaki, meydandaki gayretimizle de bu ülkenin barışını, kardeşliğini, demokratikleşmesi için elimizden geleni yapmaya hazırız ve devam edeceğiz.
“Kürtleri hedef alan onurlarını zedeleyen, eski, yıkıcı, dışlayıcı söylemleri açıkça reddediyoruz”
Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde bu milletin Kurtuluş Savaşı’nda gösterdiği irade, özgür, bağımsız, demokratik bir hukuk devleti olarak Cumhuriyet’imizin var olmasını sağladı. Bu mücadelenin kıymetini bugün bölgemizdeki gelişmelere baktığımızda çok daha net görüyoruz. Bu nedenle yurtta barış dünyada barış sözü, bugün her zamankinden daha gerçekçi bir siyasal vizyonu ifade ediyor. Türkiye bugün de çevresindeki tüm milletler için barışı ve istikrarı önceleyen, kapsayıcı, yapıcı bir rol üstlenmelidir. Komşumuz Suriye, yıllardır ağır acılar ve büyük yıkımlar yaşadı. Sınırın bir tarafında olanlar, sınırın bu tarafında bizi derinden etkiledi ve etkilemeye devam ediyor. Biz bu konuda da müstakil siyasetimizi sürdürüyoruz. Çatışmayı, savaşı değil, uzlaşıyı ve barışı savunuyoruz. Türkiye’nin toprak bütünlüğünü, siyasi istikrarını, tüm inançların, kimliklerin anayasal güvence altında birlikte yaşamasını istiyoruz. Bölgeye kendi güç hesaplarının içinden bakanlar bugün AK dediklerine yarın kara diyebiliyorlar. Emperyalist devletler tarih boyunca olduğu gibi bu toprakların çıkarlarını değil, kendi menfaatlerini düşünüyorlar. Bizim yolumuz Türklerin, Kürtlerin, Arapların, Şiilerin Alevilerin, Gürzilerin birlikte kazanacağı bir mücadeleyi vermek olmalıdır. Suriye’deki Türkmenler, Kürtler, Araplar hepsi bizim akrabamızdır, kardeşimizdir. Bu kapsamda Kürtleri hedef alan onurlarını zedeleyen ve Kürt eşittir terörist algısını yeniden üretmeye çalışan eski, yıkıcı, dışlayıcı söylemleri açıkça reddediyoruz. Türkiye’deki Kürtleri de Suriye’deki akrabalarını da inciten hiçbir politikaya boyun eğmedik, eğmeyeceğiz.
“Bu ülkenin sorunlarını inkar ederek değil, yüzleşerek çözeceğiz”
Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı da Suriye’de çatışmanın tarafı değil, barışın ve uzlaşının güvencesi olmak zorundadır. Suriye’nin huzuru ve refahı, Türkiye’ye de kazandıracaktır. Bu kez kazanan emperyalist devletler değil, bu toprakların evlatları, bu toprakların insanları olmalıdır. Mücadelemiz bunun içindir. Suriye’den gelen uzlaşma haberleri hepimizi sevindirmiştir. Bunu tam bir mutabakatla sürekli hale gelmesi için hep birlikte çalışmalıyız. Temel temennimiz budur. Suriye’de yaşananlar Türkiye’nin barış sürecini asla sekteye uğratmamalı, tam tersine hızlandırmalıdır. Biz bunun için kararlılıkla çalışmaya devam edilmesi gerektiğini savunuyoruz. Toplumsal Barış ve Demokrasi Konferansı’mız da bu kararlılığın somut göstergelerinden biri olarak yeni bir başlangıçtır. Bugün kurucu siyasetin yeniden ayağa kalktığı bir eşikteyiz. Bu ülkenin sorunlarını inkar ederek değil yüzleşerek çözeceğiz. Geçmişimiz de geleceğimiz de ortaktır. Ortak vatanımızda ay yıldızlı bayrağımızın altında, kardeşçe, huzur içinde hep birlikte yaşayacağız.