Osman Güzelgöz yazdı
Kahramanmaraş merkezli depreminin üzerinden 3 yıl geçti. Deprem sonrasında yaşanan bütün gelişmeleri her yönü ile izledik, değerlendirdik, konuştuk. Depremi yaşayan ve etkilenen herkes için üzüldük, ağladık, dua ettik, etmeye de devam ediyoruz. Bir yandan bu felaketin merkezindeki insanımızı düşünüp, acılarını paylaşıp ağlayarak diğer yandan da maddi ve manevi olarak neler yapabileceğimize odaklanarak yaşamaya çalıştık bu acılı ve sancılı süreci.
Yaşananlar, konuşulanlar, yapılanlar, yapılamayanlar, yaklaşımlar, bakış açıları ve daha pek çok hususla ilgili bütün cesaretimi toplayarak yeni bir yazı yazmaya niyet ettim. Deprem sonrasında
çok sık kullanılan bazı kavramlar üzerinden giderek duygu ve düşüncelerimi yeniden paylaşmak istiyorum. Umarım sonunu getirebilirim.
Deprem: Yerkabuğunda ‘fay’ adı verilen kırıkların harekete geçmesi, adına deprem dediğimiz bir olayı meydana getiriyor. İnsanın bilim aracılığı ile pek çok detayını öğrendiği ama oluşuna müdahil olamadığı, olamayacağı bir süreç… Nerede, nasıl olacağını yine bilim aracılığı ile genellikle tahmin edebiliyoruz. Şiddetini ve yansımalarını öngörebiliyoruz. Nerelerde enerji birikimi olduğunu, fayların nerelerden geçtiğini, hangi bölgelerin daha çok risk taşıdığını değerlendirebiliyoruz. Sadece zamanını tam, net olarak bilemiyoruz. Deprem kavramı ile ilgili diğer bütün detayları bilim insanlarının açıklamalarına bırakıp İNSAN olarak bizi ilgilendiren yönünü konuşmamız gerektiğine inanıyorum.
Felaket, Enkaz, Facia, Musibet: Deprem meydana geldikten sonra en çok ifade ettiğimiz kavramlar bunlar. Çünkü depremin şiddetine ve süresine bağlı olarak karşımıza çıkan manzarayı ancak bu kelimelerle konuşabiliyoruz. Yıkılan binlerce bina… Harabeye dönen şehirler, ilçeler, köyler… Hayatını yitiren on binlerce insanımız… Enkaz altında kalanlar… Çaresizlik içerisinde kıvranan, canı ve yüreği yananlar… Gördüğümüz, duyduğumuz, bildiğimiz tabloyu anlatabilmek için dağarcığımızdaki sözler bunlar işte: var olan enkaz. Yaşadığımız gerçekten bir musibet, felaket ve durum hakikaten facia…
İNSAN: Aslında deprem meydana geldiği andan itibaren bunu yaşayan, bundan etkilenen; bu sebeple hayatını yitiren, hayatta kalmış olsa bile çaresizlik içerisinde olayın etkisinde olan en önemli varlık İNSAN. Yani depremin oluş anından itibaren yaşanan her olayı etkileyen de bundan etkilenen de İNSAN…
Fay hatlarının yerini ve depremin olacağını bilen de deprem oluncaya kadar her türlü ranta yol veren de bütün bunları gördüğü halde gerekeni yapmayıp hayata gülen de İNSAN…
Yaşanacak felaket ve facianın merkezlerine yerleşim yeri kuran, buralara binalar yapan, gölleri ve deniz kıyılarını doldurarak buraları imara açan İNSAN… Dere yataklarına ev yapan, en tehlikeli zeminlerde yaptığı evlere inşaat yapabilme izni, ruhsat ve iskân alan da İNSAN; buraları imara açan da gereken bütün izinleri veren de elektrik ve su götürüp bunu meşrulaştıran da İNSAN…
Kaçak yapılara göz yuman, imar affı çıkaran, daha önceki deprem sonuçlarından gereken dersleri çıkarmayan da İNSAN…
Bina, inşaat, işyeri ve benzeri yapıların rant hırsına tapan da biraz daha fazla kazanmak amacıyla birkaç fazla kat yapan da bunun için her türlü dalavereyi çeviren ve bin bir takla atan da İNSAN…
Bina girişlerine açacağı ticarethane için uygun mekân oluşturmak üzere kolon kesen de İNSAN… Hırsına hem kendi kurban olan hem de masum insanları kurban eden de İNSAN…
On binlerce canımızı alan, adeta kanımıza susamış bütün enkazların sahibi olan ve neredeyse kanını içmek istediğimiz müteahhitler de onların binalarına her türlü izinleri verenler de inşaat süreçleri ile ilgili her aşamayı yerinde ve gerektiği gibi kontrol etmeden evraklarını imzalayanlar da İNSAN…
10 lira istesen onlarca soru soran, alacağı en küçük bir ev aleti için bile onlarca kişiye danışan ama ev alırken gereken en önemli sorgulamaları yapmadan, zemin etütlerine bakmadan, kullanılan demir ve çimentoyu bilmeden, referanslarını sormadan bu binalardan yüz binlerce, milyonlarca lira vererek mesken alıp daha lüksünde hayat sürmek isteyen de İNSAN…
Velhasıl depremin meydana gelinceye kadar bir işlevi, varlığı, oluşu var elbette. Ancak meydana geldikten sonra depremin hiçbir günahı yok sevgili dostlar. Günahı olan, depremden sonrasını en çok etkileyen ve bundan en çok etkilenen tek varlık: İNSAN…
Kader: Bu benzeri süreçlerde herkes bilinçaltı yapıları, kişilik ve karakter kalıplarına göre KADER kavramını da kullanıyor. Bazen “kader planı” diyoruz. Bazen de “Her şerde bir hayır vardır!” diyerek yine kader yaklaşımımızı ortaya koyuyoruz. Bu konuda tartışmak, bilgiçlik taslamak veya malumatfuruşluk yapmak değil niyetim. Ama şunu söylemek durumundayım:
Maalesef biz kendi işimizi, görev ve sorumluluklarımızı yerine getirmiyor ve “kader” kavramının arkasına saklanmaya çalışıyoruz… Kader Allah’ın bilgisi ve ilminin adıdır. Tahakkuk ettikten sonra ancak bizim bilgimizin alanına girer. Yani biz yerine getirmediğimiz görevlerimiz, hakkını veremediğimiz sorumluluklarımız için KADER kavramına sığınamayız.
Evet, TAKDİR eden yani kaderi tahakkuk ettiren yaratıcımızdır. Fakat KADER ilminin ve takdirin asıl sahibi olan Allah bizlere aynı zamanda akıl, fikir, idrak, basiret, feraset gibi hasletler de vermiştir. Bunların hiç birini kullanmayalım; işimize geldiği gibi bir hayat yaşayıp keyif çatalım. Sonra üzerimize düşen hiçbir vazifeyi yapmayalım. Sorumluluklarımızın ve hayatımızın hakkını vermeyelim. Başımıza böyle bir felaket geldiğinde de KADER diyerek bir anlamda suçu Allah’a (haşa) yükleyelim… Nerede kaldı İMTİHAN sırrı o zaman!
Hayır! Hayır! Bu Allah’ın ilmine, işine, takdirine müdahaledir bir anlamda. Biz İNSAN olarak işimizi yapalım. Yapmamışsak, yapamamışsak kendimizden ve bütün insanlardan af dileyelim. Yaşananlardan ders çıkaralım. Bizim bakacağımız ve sorumluluğunu üstleneceğimiz plan belki İMAR PLANI olabilir!
Son bir sözüm de dilimize pelesenk ettiğimiz ama gereğini asla yerine getirmediğimiz “Her şerde bir hayır vardır!” ilahi beyanı ile ilgili olacak.
Evet, gerçekten her şerde bir hayır, her hayırda bir şer vardır, olabilir ama ibret alırsak değil mi? Konumuz deprem olduğu için söylüyorum: Daha önce yaşanan deprem felaket, facia ve musibetler şerlerinden hangi hayırları çıkardık ki bugün bunu böyle söyleyebiliyoruz?
Bugün yaşadığımız deprem faciası felaketi ve musibetinin şerrinden kendimiz ve İNSANIMIZ adına umarım bazı HAYIRLAR çıkarabilmeyi umarım başarabilmişizdir diyelim ve biz yeniden İNSAN olgusuna bu sefer de olumlu örnekler üzerinden dönüş yapalım:
YİNE İNSAN: Deprem sonrasında kendisi depremzede olduğu; evini, barkını, yakınlarını kaybettiği halde zor durumdaki diğer depremzedelerin imdadına koşan; evini barkını, konfor alanını, işini, kârını bırakarak bölgeye ulaşan, depremden geriye kalan maddi ve manevi her şeyini depremzedelere harcayan kahramanlar da İNSAN…
Varını, yoğunu; maddi ve manevi bütün imkânlarını seferber eden, kendileri gibi insanların sebep olduğu facianın yine insani olan artçı etkilerini azaltmak üzere canla başla mücadele eden esnaflar, gönüllü kuruluşlarda koşuşturanlar, sivil toplum ve meslek örgütleri aracılığı ile bölgeye her türlü destek için gelenler de İNSAN…
Arama kurtarma ekiplerinde görev alan; günlerce, saatlerce aç, susuz, çoğunlukla yorgun ve uykusuz didinip çırpınan her ülkeden uzman elemanlar, “Buraya kömür için değil ÖMÜR için geldik.” diyen fedakâr madencilerimiz, enkazdan çıkardıkları her bir İNSANIMIZ için İNSANCA bir mutlulukla yeniden motive olup enkazlara dalan bütün kahramanlar da İNSAN…
Olan olmuş, şuymuş, buymuş; eksikmiş, fazlaymış demeden “Bana bu konuda düşen nedir? Ben neler yapabilirim? Ben bu konuda başka neler yapabilirim?” diye sorarak bu büyük yangını söndürmek, acıları dindirmek, yıkılanı onarmak, yaraları sarmak üzere fiili ve kavli dualarla sürecin içinde çırpınanlar da İNSAN…
Bu musibetten gereken nasihatleri çıkarmak zorunda olan da şerden hayır çıkararak bundan sonra böyle vahim tablolar yaşanmaması konusunda hassasiyet göstermesi gereken de İNSAN…
Konumuz deprem, felaket, facia, musibet. kader ve hepsinin de odağında İNSAN var…
Alvarlı Efe (Alvar İmamı Muhammed Lütfi Efendi) gibi biz de son bir dua ile şimdilik susalım biraz:
“Allah’ım bizleri İNSAN eyleye…”
0 Yorum