Köşe Yazısı

*URFA’NIN YETİŞTİRDİĞİ HİKEMÎ ŞİİRİN BÜYÜK TEMSİLCİLERİNDEN*

Ecz. Bakır YEGENOĞLU

Ecz. Bakır YEGENOĞLU

Tüm Yazıları Gör
*URFA’NIN YETİŞTİRDİĞİ HİKEMÎ ŞİİRİN BÜYÜK TEMSİLCİLERİNDEN*

*YUSUF NÂBÎ*

*Araştıran, hazırlayan ve derleyen:*
Ecz. Bakır YEĞENOĞLU

👇👇🏼👇👇🏼👇👇🏼

*Kıymetli Dostlarım,*
*Değerli akademik ve edebiyat sevdalısı arkadaşlarım,*

Bugün sizlerle, 17. yüzyıl divan şiirinin önemli isimlerinden, Urfa’dan yetişerek Osmanlı kültür ve edebiyat hayatında iz bırakmış büyük şair Yusuf Nâbî’yi anmak istiyorum.

*URFA’DAN OSMANLI COĞRAFYASINA*

Asıl adı Yusuf olan Nâbî, 1642 yılında o dönemdeki adıyla Ruha’da, bugünkü Şanlıurfa’da doğdu. Çocukluğunu ve ilk gençlik yıllarını Urfa’da geçirdi. Burada iyi bir eğitim aldığı, Arapça ve Farsça öğrendiği kaynaklarda belirtilir. Ailesinin hangi kola mensup olduğu konusunda farklı rivayetler bulunduğundan, bu konuda kesin bir hüküm vermek doğru olmaz.

Nâbî, 1666 yılında İstanbul’a gitti. Bir süre sonra Sultan IV. Mehmed’in musâhibi Musâhip Mustafa Paşa’nın divan kâtibi oldu ve dönemin edebiyat çevrelerinde tanınmaya başladı. Lehistan seferine katıldı; 1672’de Kamaniçe’nin fethinden sonra bu olay üzerine Fetihnâme-i Kamaniçe adlı eserini kaleme aldı.

*HAC YOLCULUĞU VE HALEP YILLARI*

Nâbî, 1678–1679 yıllarında hac yolculuğuna çıktı. Hac kafilesiyle Urfa üzerinden Medine’ye ulaştı. Yolculuk boyunca edindiği izlenimleri, hac seyahatnâmelerimizin önemli örneklerinden Tuhfetü’l-Haremeyn adlı eserinde anlattı. Bu eserin, yolculuktan birkaç yıl sonra yazıldığı belirtilir.

Nâbî, ömrünün uzun bir bölümünü Halep’te geçirdi. Oğlu Ebülhayr için burada kaleme aldığı Hayriyye, bir babanın oğluna hayat tecrübelerini ve öğütlerini aktardığı tanınmış nasihatnâmelerimizdendir.

*HAC YOLCULUĞUYLA ANILAN NAAT*

Nâbî’nin hac yolculuğuyla birlikte anılan en meşhur şiirlerinden biri, “Sakın terk-i edebden” mısraıyla başlayan naatıdır. Şairin bu şiiri hac yolculuğu sırasında kaleme aldığı kaynaklarda aktarılır.

Halk arasında anlatılan meşhur rivayete göre Nâbî, Medine’ye yaklaşırken yol arkadaşlarından Râmî Mehmed Paşa’yı —bazı anlatımlarda başka bir devlet adamını— ayaklarını kıbleye veya Ravza-i Mutahhara yönüne uzatmış hâlde görür. Bu durumdan duyduğu üzüntüyle edep ve Hz. Peygamber’e duyulan saygıyı dile getiren şiirini söyler. Rivayetin ayrıntıları farklı kaynaklarda değiştiğinden, bu sahneyi kesinleşmiş tarihî bir olay olarak değil, şiirin doğuşuna ilişkin bir anlatı olarak değerlendirmek gerekir.

*Naatın ilk ve son beyitleri şöyledir:*

Sakın terk-i edebden kûy-ı mahbûb-ı Hudâ’dur bu
Nazargâh-ı İlâhî’dir makâm-ı Mustafâ’dur bu

Mürâât-ı edeb şartıyla gir Nâbî bu dergâha
Metâf-ı kudsiyândır, bûsegâh-ı enbiyâdır bu

*Günümüz Türkçesiyle:*

Edebi elden bırakma; burası Allah’ın sevgilisinin bulunduğu yerdir.
Burası Allah’ın nazar ettiği, Mustafa’nın makamıdır.

Ey Nâbî, bu dergâha edebe uyarak gir.
Burası kutsal varlıkların tavaf ettiği, peygamberlerin öptüğü yerdir.

*ŞİİRLERİNDEN BEYİTLER*

Bende yok sabr u sükûn, sende vefâdan zerre;
İki yoktan ne çıkar, fikredelim bir kerre.

*Günümüz Türkçesiyle:*

Bende sabır ve huzur yok, sende de zerre kadar vefa…
Öyleyse düşünelim: İki yoktan ne çıkar?

Bâğ-ı dehrin hem hazânın hem bahârın görmüşüz,
Biz neşâtın da gamın da rûzgârın görmüşüz.

Çok da mağrur olma kim meyhâne-i ikbâlde,
Biz hezârân mest-i mağrûrun humârın görmüşüz.

*Günümüz Türkçesiyle:*

Dünyanın hem sonbaharını hem baharını; sevincini de kederini de gördük.
Talih meclisinde fazla gururlanma; nice mağrur kişinin sarhoşluk sonrasındaki hâlini gördük.

Nâbî’nin şiirlerinde aşk ve güzelliğin yanı sıra edep, hayat tecrübesi, alçak gönüllülük ve dünyanın geçiciliği de önemli yer tutar. Bu yönünü gösteren beyitlerinden biri de şöyledir:

Gonca gülsün gül açılsun cûy feryâd eylesün
Sen dur ey bülbül biraz gülşende yârım söylesün

*Günümüz Türkçesiyle:*

Gonca gülsün, gül açılsın, dere feryat etsin;
Sen biraz dur ey bülbül, gül bahçesinde sevgilim konuşsun.

Cûy, akarsu veya dere anlamındadır. Bu beyit, Nâbî’nin gazelleri arasında yer alır.

*HİKEMÎ ŞİİRİN ÖNEMLİ TEMSİLCİSİ*

Nâbî’nin şiir anlayışında düşünce, öğüt ve hayat tecrübesi önemli bir yer tutar. Bu nedenle divan edebiyatındaki hikemî şiir tarzının başlıca temsilcilerinden kabul edilir. Şiirlerinde insanı düşünmeye çağırır; toplumsal aksaklıkları, ahlaki değerleri, dünya malı ve makamının geçiciliğini işler. Aşkı ve gönül dünyasını da güçlü imgelerle anlatır.

*ESERLERİ VE EDEBÎ MİRASI*

Nâbî’nin başlıca eserleri arasında Türkçe Divan’ı, Hayriyye, Hayrâbâd, Sûrnâme, Tuhfetü’l-Haremeyn, Münşeât ve Fetihnâme-i Kamaniçe yer alır. Şiirleri, düşünce derinliği ve ifade gücüyle Türk edebiyatında önemli bir yere sahiptir.

Nâbî, 1712 yılında İstanbul’da vefat etti. Kabri Üsküdar’daki Karacaahmet Mezarlığı’ndadır. Urfa’dan yola çıkarak Osmanlı coğrafyasının önemli kültür merkezlerinde iz bırakan şair, geride şiirlerinin yanı sıra nesiller boyu okunacak bir düşünce ve irfan mirası bıraktı.

Urfalı büyük şair Yusuf Nâbî’yi rahmet, minnet ve saygıyla yâd ediyorum.
Ruhu şad, mekânı cennet olsun.

*KAYNAKLAR*

▪️ Abdülkadir Karahan, “Nâbî”, TDV İslâm Ansiklopedisi.

▪️ “Nâbî, Yûsuf Nâbî Efendi”, Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü (TEİS).

▪️ Hatice Özdil – Ebru Erat, “Nâbî’nin ‘Bu’ Redifli Na‘atına İbrahim Sabri Efendi’nin Nazîresi”, Hikmet Akademik Edebiyat Dergisi, 2022.

▪️ Mehmet Kurtoğlu, Urfalı Nâbî, Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi yayını.

*NOT*

Kıymetli dostlarım ve değerli okuyucularım;

Bu yazıyı, Urfa’mızın yetiştirdiği büyük şair Yusuf Nâbî’yi birlikte anmak ve daha yakından tanımak amacıyla hazırladım. Tarih ve edebiyat alanında bilgisi, araştırması veya kaynakları bulunan dostlarımızın katkılarına; eksik gördükleri noktaları tamamlamalarına ve varsa yanlışlarımızı düzeltmelerine gönlümüz de yüreğimiz de açıktır.

Katkılarınız, bu çalışmanın daha doğru ve zengin hâle gelmesine vesile olacaktır.

Saygılarımla,
Bakır YEĞENOĞLU